Haber Kıbrıs Röportajı

Haber Kıbrıs Röportajı

Müzik bir tutkudur, aşktır…

Henüz daha 25 yaşında olan Nihat Ağdaç, Londra’da Royal Academy of Music’te yüksek lisans yapıyor

28/01/2012
Havadis-Hayat

Müzik bir tutkudur, aşktır…
Henüz daha 25 yaşında olan Nihat Ağdaç, şu anda hem Londra’da Royal Academy of Music’te yüksek lisans yapıyor hem de Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nda keman çalıyor. Bu hafta Havadis Hayat’a konuk olan Ağdaç bizlerle hem müzik hayatını hem de ülkemizdeki genç yetenekler için müzik adına yaşanan sıkıntıları paylaştı. Öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz? 31 Aralık 1986’da Mağusa’da doğdum. Kendimi bildim bileli müzikle ilgileniyorum. Ailemin de teşvik etmesiyle hep müzikle iç içe bir çocukluk geçirdim, küçük yaşta piyano, sonrasında da keman çalmaya başladım. Şu sıralar Londra’da Royal Academy of Music’te keman performansi üzerine yüksek lisans çalışmalarımı ‘Borusan Müzik Bursu’ ve ‘Wolseley Award’ adlı başarı bursu ile sürdürüyorum. Ayni zamanda Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nda çalıyorum. Müzik hayatına nasıl atıldınız? İlkokuldayken resimle de ilgileniyordum. Sınıfça Lefkoşa’daki bir sergi ve ödül törenine katılmıştık. Ödüllerin verildiği binanın yakınlarından müzik sesleri geliyordu. Ben bu sesleri duyunca adeta deliye döndüm, öğretmenimin bacağına yapışıp ‘öğretmenim lütfen bizi müzik seslerinin geldiği yere götürün!’ diye yalvarmaya başladım. Seslerin kaynağı o yıllardaki adıyla Güzel Sanatlar Ortaokulu’ydu. Kapıdan içeri girdik, her taraf ellerinde müzik aletleri, bir şeyler çalan çocuklarla doluydu. İşte o gün karar verdim o okulda okumak istediğime. Henüz sekiz yaşındaydım. Bu bölümü seçmenizin amacı neydi? Müzik bir tutkudur, aşktır. Depresyondayken bile çok üretken olabileceğiniz nadir uğraşlardandır, ki benim en üretken evrelerim depresif evrelerime denk gelir. Müzisyen bir arkadaşım yeni tanıştığımız sıralardaki bir sohbetimiz esnasında ona ‘müziği hobi olarak mı icra ediyorsun, farklı bir bölümde mi okudun?’ diye sorunca bana cok kızmıştı, müziği sadece eğlence olarak nitelendirdiğimi sanmıştı. Anlatmaya çalıştığım şey, toplumların müziğe bakış açısının sorulan sorular karşısında sanatçıları dahi ne denli etkilediği, kırılgan ve savunmacı bir içgüdüye sevk ettiği. O yüzden sorunuzu şöyle cevaplayabilirim, ben en büyük tutkumun peşinden gitmeyi seçtim, hem mutluyken hem de depresyondayken beni anlayan, anlatan şeyin, müziğin. Bu güne kadar neler yaptınız? Hedefleriniz nelerdir? İnsanın kendini anlatması, neler yaptığını sıralaması o kadar zor ki. Müzik birçok şekilde tanımlanır ve bu tanımlar arasında benim en sevdiklerimden birisi ‘seyahat’… O yüzden müzikle beraber, müzikte ve müzik sayesinde pek çok kez seyahat ettim. Bu duraklardan birisi uzun yıllarımın geçtiği Ankara. Lise ve üniversiteyi fakülte ve üniversite birincilikleriyle mezun olduğum Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuarı’nda okudum, ardından Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’na kabul edildim. O yüzden Ankara’nın yeri ayrıdır kalbimde. Bu süre içerisinde Amerika, Avrupa, Rusya, Çin ve tabi ki ülkemizde birçok solo, oda müziği ve orkestra konserleri verdim. Hedeflerime gelince, yaşımın genç olması itibariyle bir süre daha hem müzik, hem de sosyo-kültürel anlamda daha fazla tecrübe edinmek adına yurt dışında yaşamayı düşünüyorum, Avrupa’daki seçkin orkestralarda çalmak en büyük arzum. Müzik sonsuz bir okyanus gibi ve öğrenecek çok şey var. Sizce ülkemizde klasik müzik hangi noktadadır? Daha da gelişmesi için neler yapılabilir? Ülkemizde öncelikle ‘müzik’ iyi bir noktaya doğru ilerliyor. Şöyle veya böyle vesilelerle aileler çocuklarının birer müzik aleti çalmaları için çaba sarf ediyorlar. Bu noktada ailelerin yaklaşımı çok önemli. Çocukların çalmak istediği müzik aletine kendilerinin karar vermesi ve sosyal açıdan da iyi ilişkiler kurabilecekleri öğretmenlerle eğitime girişilmesi önemlidir. Klasik müzik eğitiminden, sanat eğitiminden korkmamalıyız. Medeni milletlerin sanatla ne kadar iç içe olduğu, ya da sanatla iç içe olan milletlerin medeni varlıkları eşit oranda kendini göstermektedir. Toplumumuz en başta klasik müzik konusundaki onyargılarından kurtulmayı denemelidir, bu eleştirim kötü olarak algılanmamalı. İnsanların genel düşüncesi klasik müzikten anlamadıkları noktasında birleşiyor. Fakat klasik müzik özgürlüktür. Her ne kadar her eser özünde kendi hikayesini anlatsa da, dinlerken size özgürce istediğinizi düşünme ve kurgulama özgürlüğünü sunar, bundan faydalanmak hepimizin hakkıdır. Dünya gelişiyor ve küçülüyor, klasik müzik artık krallıklar zamanındaki belli bir zümrenin değil, insanlığın, canlıların tümünün! Bundan mahrum kalmamalıyız. Ülkemizde herhangi bir senfoni orkestrası bulunmamaktadır. Bunun sizce başlıca sebepleri nelerdir? Bulunması halinde ülkemize ne gibi katkılar sağlanacaktır? Bu çok üzücü bir durum ve malesef gerçek. Yıllardır tüzüğü, yasası hazırlanan fakat bir türlü hayata geçirilemeyen bir proje, kanayan bir yaradır senfoni orkestramızın olmayışı. Sadece adı ve devlet dairesi durumundaki bir binasi vardır. Ben bir senfoni orkestramızın olmayışının ekonomik sebeplerden kaynaklandığına inanmıyorum. Bu tamamen vizyon meselesidir. Gelmiş geçmiş tüm hükümetler gerekli imkanları yaratıp farklı alanlarda münhal açıyorlar. Bu alana yönelmek neden bu kadar zor, anlamak daha da zor. Kurulacak bir senfoni orkestrasi Kıbrıslı Türkler’in sesini uluslararası sahnelere taşıyabilecek en büyük imkanlardan biri olabilir, zira sanat engellenemez, dili ortaktır ve sınır tanımaz. Senfoni orkestrası ülkemizdeki yetenekli çocukların gelecek anlamında teşvik edilmesi, toplumun klasik müzik anlayışının değişmesi ve gelişmesi açısından büyük katkılar sağlayacaktır. Bana hep soruluyor, yıllardır yurt dışında yaşıyorsun, kendi ülkene ne zaman döneceksin diye. Sanılıyor ki biz yurtdışında yaşayan genç sanatçılar ülkemize dönmek istemiyoruz, imkanları beğenmiyoruz. Anlatmak istediğim aslında , imkan var da biz mi beğenmiyoruz? meselesidir. Yüz yüze görüşmemizde sayın bakan bana şu soruyu yöneltti. ‘Eğitimini tamamladığın zaman Türkiye’ye, senfoni orkestrasındaki işin başına döneceksin herhalde. Nasıl katkı sağlayacaksın ülkene?’ Ben de kendisine eğer ülkemde bir senfoni orkestrasi kurulursa buraya seve seve geleceğimi belirtmiştim. Halbuki bu soruyu sayın bakan bana değil, kendine ve hükümete sormalı. Kendi alanında dünya standartlarına erişen gençlerimizin buraya katkı sağlamaları için biz ne yapmalıyız sorusunun cevabını kendileri bulmalı. Lakin hala ne bu yönde adım atılıyor, ne de sanatla ilgilenen öğrenciler gerçek anlamda destekleniyor. Ülkemize faydalı olmamız bekleniyorsa önce yetkililer gereken imkanlari yaratmalıdır. Genç ve çalışan beyinler kendilerine başka cografyalarda her zaman imkanlar yaratmayı başaracaklardır. Önemli olan toplumsal dönüşüme katkı koymaktır. Bu da müzikle, sanatla mümkündür.